İçeriğe geç
  • Dolar 49,3979 ▲ %0,03
  • Euro 55,6494 ▼ %0,18
  • Sterlin 65,3956 ▼ %0,16
  • Gram Altın 6.644,78 ▲ %1,51
  • Çeyrek Altın 10.816,51 ▲ %1,07
  • Gümüş 96,37 ▲ %2,79
  • Bitcoin 4.076.867 ▲ %0,28
  • BIST 100 12.265,98 ▲ %0,43

Dünya

Trump'ın son ümidi: 'İdam şov'

2026'nın teknolojisiyle gerisin geri ortaçağa, 1026'ya ışınlanmak...

ABD Başkanı Trump'ın son ortaya attığı "canlı infaz" projesi bu anlama geliyor.

İnsanlar "güneş tutulması" izler gibi, canlı yayında bir "akıl tutulması" örneği olarak infaz izleyecekler.

Düşünmesi bile dehşet verici, irkiltici, mide bulandırıcı.

Ama Trump Amerika'sı için artık hiçbir insani ya da ahlaki sınır yok, kalmadı. IŞİD'ın sanal ortamda yaydığı o acayip kanlı, ilkel kafa kesme videolarının devlet destekli başka çeşidi ile karşılaşacağız.

Mevzu, Texas Fort Hood askeri üssünde, ABD ordusunda kendisi gibi görev yapan arkadaşlarına bundan tamı tamına 17 yıl önce, "Afganistan'daki ABD varlığını protesto" amacıyla ateş açıp 13 kişinin yaşamına son veren Nidal Hasan için verilen bir "idam hükmü".

Hüküm, çeşitli hukuki süreçlerden geçmiş ve Trump'ın onayı ile kesinleşmiş.

Trump oldum olası hararetli bir idam destekçisi. Bir buçuk asra yakın dönemde onun kadar çok sayıda idam kararına onay veren başka bir başkan çıkmamış.

Bu defaki kararın farkı, elektrikli sandalye ya da zehirli iğne yerine, başkanın, "askeri giysiler içindeki bir idam mangası tarafından mahkûmun canlı yayın kameraları önünde kurşuna dizilmesini" istemesi. Bunun modern ABD tarihinde ilk kez kamuya açık bir ölüm şovuna dönüşmesini arzulaması.

Tam "barbar" sıfatıyla nitelendirilen Suudi Arabistan ve İran rejimlerinde olduğu gibi.

KAMPANYADA KULLANACAK

Böylece Trump, seçim kampanyasında bir taşla birkaç kuş vuracak.

1. Yeni bir olay olmamasına karşın "İslamcı terörizme karşı" açtığı savaş bayrağını, "Müslüman Amerikalı gerçek Amerikalı değildir" altyazısıyla yeniden sallayacak.

2. MAGA'cıların çok sevdiği "idam cezası" ve "göze göz, dişe diş" propagandasını, yeni yöntemlerle tazeleyecek.

3. Büyük "reytingler ve gösteri başkanı" ustalığı ve namına yakışır biçimde bu defa da "ölüm şov"unun rüzgârından yararlanacak.

3 Kasım'da ara seçim var. Onay oranı kamuoyu yoklamalarında yüzde 32'ye düşen ABD başkanının şimdi ani bir hamleyle "Survival" misali "canlı yayında kurşuna dizme projesi"ne sarılması boşuna değil.

Nidal Hasan, 3 Aralık'ta idam edilecek.

Ama "3 Aralık vaadi" kampanya boyunca bu vesileyle köpürtüle köpürtüle kullanılacak.

İdamın gerçekleşeceği muhafazakâr Texas eyaletinde Cumhuriyetçilerle Demokratlar arasında Senato seçimleri için ilk kez kıyasıya bir mücadele sürüyor.

Demokratların adayı James Talarico bu vahşete karşı çıktığı için kampanyada Trump tarafından hedef yapılıyor ve "hafif sıklet" olmakla suçlanıyor.

ÖLÜM PROMOSYONU VE BARIŞ ÖDÜLÜ

Kongre baskınının rejisi, yolsuzluk skandalları, Epstein bağlantıları, dehşet yaşatan ICE operasyonları, istenmeyen atıklar gibi üçüncü ülkelere deport edilen toplu göçmen sevkiyatları... Ardından şimdi de bu: "canlı yayında ölüm promosyonu".

Ancak bir distopya romanında bir araya gelebilecek bu akıl almaz icraata rağmen Donald Trump bir de Nobel Barış Ödülü ısrarını hâlâ sürdürüyor.

Geçen yıl olduğu gibi, bu yıl da ödülün kendisine verilmediğine çok sinirlendi.

Bu ısrar insana önce şaka gibi geliyor ama düşününce bu kerte dehşet ve vahşet üretme kapasitesine sahip bir şahsın, bu seri kötülüklerin üzerini örtmek için prestijli bir Nobel örtüsüne gerçekten de ihtiyaç duyması fazla şaşırtmıyor.

Buna bir Mefisto mantığı da diyebilirsiniz: Üstü "barış ödülü", altı Gazze kıyımı, göçmen lagerleri, idam reality'si...

CESARET ANA PİLLAY

Dünyayı bu sınır tanımayan Donald Trump gözü dönmüşlüğü ve hukuk tanımazlığı kasıp kavururken Nobel Barış Ödülü bu yıl gerçekten sahibini buldu.

Ödül, gençliğinde Güney Afrika'daki Apartheid/ırk ayrımı mücadelesinde staj gördükten sonra, BM insan hakları yüksek komiseri görevinde bulunan ve "Gazze soykırımının" adını, uluslararası antlaşmalar, hukuk çerçevesinde çekinmeden koyan, tam bir "eski dünya" temsilcisi olarak adlandırabileceğimiz 85 yaşındaki Navi Pillay'a gitti.

Gazze'de yaşananları, lafı hiç dolandırmadan BM metinlerinde "soykırım" olarak adlandırmasını "cesaret örneği" olarak niteleyenlere Pillay; "Bu beni çok şaşırtıyor" yanıtını veriyor:

"Ben sadece verilere baktım ve yansız bir karar verdim. Gerçekleri dile getirmek neden cesaret olsun ki?"

Konu tam da bu aslında.

Gerçeklerin silindiği, yok edildiği, arzuya göre kil gibi şekillendirildiği bir "post-gerçek/post-truth zamanları" ve "propaganda çağı" yaşıyoruz.

Gerçek saldırı altında. Gerçeklere karşı resmen savaş açılmış durumda.

Böyle bir ortamda gerçekleri dile getirmek elbette cesaret istiyor.

Kaynak: Cumhuriyet

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…