İçeriğe geç
  • Dolar 49,3979 ▲ %0,03
  • Euro 55,6494 ▼ %0,18
  • Sterlin 65,3956 ▼ %0,16
  • Gram Altın 6.644,78 ▲ %1,51
  • Çeyrek Altın 10.816,51 ▲ %1,07
  • Gümüş 96,37 ▲ %2,79
  • Bitcoin 4.062.120 ▲ %0,04
  • BIST 100 12.265,98 ▲ %0,43

Yaşam

Şık ama pis bir War

War dizisi klasik hukuk dizilerindeki "mahkemede son sözü kim söyleyecek?" sorusundan çok daha pis bir soruyla ilgileniyor: Kazanmak için ne kadar ileri gidebilirsin? Cevap da pek hoş değil. Oldukça ileri

Bazı diziler vardır; daha ilk dakikalarında ne kadar pahalı olduklarını anlarsınız. Kusursuz kostümler, cam duvarlı ofisler, Londra'nın en pahalı semtleri, iyi döşenmiş evler… Her şey yerli yerindedir. Sonra karakterler konuşmaya başlar ve o kusursuzluğun altından ciddi bir pislik kokusu gelir. War tam olarak böyle bir dizi.

SAVAŞ AVUKATLAR ARASINDA

Dizinin ilk sezonu, sosyal medya platformu Zephyr'in kurucusu Morgan Henderson ile oyuncu Carla Duval'ın on yıllık evliliğinin çöküşünü merkezine alıyor. Paranın, ünün ve hukukun nasıl birer silaha dönüştüğünü, medyanın bu savaşta neden tarafsız kalamadığını ve kişisel ilişkilerin kurumsal hırslar altında nasıl ezildiğini gösteriyor. Dominic West'in canlandırdığı Morgan, klasik "kibirli milyarder" klişesinden bilinçli olarak uzak duruyor. Az konuşuyor; çoğu zaman sessiz ve ölçülü. Söylediği her cümle hesaplı. Asıl mesajını bakışlarında, küçük jestlerinde ve suskunluğunda saklıyor. Sienna Miller'ın Carla'sı ise daha açık, daha keskin ve duygusal olarak daha görünür bir yaralı. İkisi aynı sahneye geldiğinde gerilim, konuşulanlardan çok konuşulmayanlarda, ince ve kontrollü davranışlarda oluşuyor. Nefretle karışık eski tutkularını, soğuk ama hâlâ acı çeken hallerini çok iyi taşıyorlar. Asıl odak avukatlarda olsa da West ve Miller'ın kimyası, özellikle sessiz bakışmalarda ve imalı sahnelerde dizinin en güçlü yanlarından biri. Ancak asıl savaş masanın diğer tarafında, avukatlar arasında yaşanıyor. Londra'nın en prestijli iki hukuk firması karşı karşıya: Bir yanda asırlık, köklü ve biraz da kibirli Cathcarts&Sons; diğer yanda daha genç, çevik ve hırslı Taylor&Byrne. Ortada ise bir teknoloji milyarderiyle uluslararası üne sahip bir film yıldızının acımasız boşanma davası var.

SUCCESSION'IN HUKUK BÜROSU

George Kay'in (Lupin, Hijack) yarattığı War, daha ilk bölümlerinden itibaren boşanmayı kişisel bir trajedi olmaktan çıkarıp kamuoyu, prestij ve güç savaşına dönüştürüyor. İki taraf da ilk hamleyi yapmaya çalışırken avukatların hesabı çok daha büyük. Çünkü mesele yalnızca mal paylaşımı değil; kimin daha güçlü olduğu, medyayı kimin yönettiği ve hukuk dünyasında kimin daha acımasız olabileceği. Kay'in imzası özellikle diyaloglarda hissediliyor. Cümleler hızlı, kurnaz ve çoğu zaman zehirli. Karakterler birbirlerine doğrudan saldırmak yerine nezaketin arkasına saklanarak birbirlerini parçalıyor. Bu ölçülü acımasızlık, dizinin en keyifli yanlarından biri.

Diziyi benzerlerinden ayıran nokta da burada. Boşanan çifti merkeze koyuyor gibi görünse de asıl hikâye, iki hukuk firmasının içindeki iktidar ilişkilerinde yaşanıyor. Genç avukat Johnny Warren'ın iki taraf arasında sıkışması, Serena Byrne ile Nicholas Taylor'ın hem evliliklerini hem iş ortaklıklarını sürdürme çabası, Cathcarts'ın "Queen Bea"sı Beatrice Ubosi ve St John Smallwood'un soğukkanlı stratejileri… Bütün bu karakterler, boşanma davasını giderek daha büyük bir kurumsal savaşa dönüştürüyor. Dizinin tonu da tam burada ortaya çıkıyor: Şık ama pis. İngilizlerin kontrollü, ölçülü ve aristokratik görünen dünyasının altından son derece saldırgan bir rekabet sızıyor. Bir bakıma Succession'ın hukuk bürolarındaki karşılığı.

YÜKSEK PROFİLLİ DAVALAR

War, herhangi bir gerçek ünlü çiftin boşanmasına dayanmıyor. Ancak Paul McCartney-Heather Mills ve Johnny Depp-Amber Heard gibi yüksek profilli davaların izlerini görmek mümkün. Özellikle medyanın davanın kendisi kadar önemli hale gelmesi, dizinin dünyasını gerçek hayata bağlıyor. Birinci bölümün sonundaki kırmızı halı sahnesi de bu açıdan dikkat çekici; bana açık bir şekilde 2022'de Olivia Wilde'ın CinemaCon sahnesinde kendisine bir zarf içinde belgeler verilmesini hatırlattı. İzleyicinin bu tür davalardan aşina olduğu güç mücadeleleri, War'ın antoloji formatıyla her sezon yeniden kurulacak. Her sezon farklı bir büyük hukuk davası ele alınacak; hukuk firmaları ve bazı karakterler ise yeni davalarla geri dönecek. İkinci sezonun konusu şimdiden belli; Patlamaya hazır bir iftira davası. Marisa Tomei, Kelly Macdonald ve David Harewood gibi isimlerin kadroya katılması, dizinin tek sezonluk bir "event series" olarak tasarlanmadığını gösteriyor. Sky ve HBO'nun ilk sezon yayınlanmadan iki sezonluk sipariş vermesi de bunu destekliyor. Türkiye'de TOD üzerinden izlenebilen sekiz bölümlük ilk sezon haftalık olarak yayınlanan dizinin ikinci bölümüyle birlikte asıl meselesi daha net ortaya çıkıyor. Bir davayı kazanmak, yalnızca hukuken haklı olmakla ilgili değil. Hikâyeyi kimin anlattığıyla da ilgili.

ELEŞTİREL DİPNOT

War, yalnızca bir boşanma draması değil; hukuki mücadelenin bir performansa, mahremiyetin ise finansal bir bilançoya dönüştüğü dönemin sosyolojik bir panoraması. Sosyolog Eva Illouz'un duygusal kapitalizm kavramıyla düşünürsek, aşkın nefrete dönüşmesi bile şirket birleşmeleri ve hisse devirlerinin diliyle ifade ediliyor. Cathcarts'ın temsil ettiği geleneksel aristokratik hukuk kültürü ile Taylor&Byrne'ün çevik ve agresif stratejileri karşı karşıya geldiğinde adalet arayışı, yerini giderek medyanın kurduğu anlatıya bırakıyor. Kimin haklı olduğundan çok, hikâyeyi kimin, hangi stratejiyle anlattığı belirleyici oluyor. Bu yönüyle War, mahkeme salonlarını adaletin arandığı mekânlardan çok, kurumsal iktidarın sahnelendiği tiyatrolar olarak ele alıyor.

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…