Meme Kanserinde Kemoterapi Tarihe mi Karışıyor?
Cevabı: “Umut var, her zaman var.” Detayları birazdan okuyacaksınız ama önce bir şeye dikkat çekmek isterim. Son günlerde...
Cevabı: "Umut var, her zaman var."
Detayları birazdan okuyacaksınız ama önce bir şeye dikkat çekmek isterim.
Son günlerde başınızı nereye çevirseniz tarihi bir yapıda, köprüde ya da billboardlarda pembe rengi görüyorsunuz, değil mi?
Ya da bir televizyon programındaki sunucuların yakasında küçük bir pembe kurdele, boynunda pembe bir kravat…
Her yıl bu ayda bize önemli bir gerçeği hatırlatıyorlar.
Ekim ayı, Meme Kanseri Farkındalık Ayı.
En basit muayene, ayna karşısında yapılıyor.
Bunu ezberledik; ezberlemeliyiz de…
Memede ve çevresinde, koltuk altı bölgesi de dâhil olmak üzere, ele gelen bir kitle veya sertlik fark edilirse ya da şekil bozukluğu gözlemlenirse yapılması gereken, zaman kaybetmeden doktora başvurmak.
Sonrası da artık eskisi kadar korkutucu değil.
Bir süredir akıllı ilaçlar hayatımızda.
Ve artık tedavi biçimi kişiden kişiye, vakanın durumuna, yani hastalık öyküsüne göre değişiyor.
Gelin, her yıl önümüze serilen o pembe kurdelelerin ardındaki gerçek matematiğe, mutfak masasında ve hayatın içinde karşımıza çıkan buz gibi gerçeklere bakalım.
Her 8 Kadından 1'i Tanı Alıyor
Çarpıcı, acı ve gerçek.
Dünyada her 8 kadından 1'i, hayatının bir döneminde meme kanseriyle tanışıyor.
Dünya Sağlık Örgütü'nün güncel verilerine baktığımızda, küresel olarak her yıl yaklaşık 2,3 milyon kadına meme kanseri tanısı konuluyor.
Türkiye'de ise yılda 25 bin ile 27 bin arasında değişiyor.
"Kanser çığ gibi büyüyor, yandık, bittik!" paniğine kapılmadan önce şu detayı görmemiz şart: Evet, vaka sayısı artıyor.
Ancak bu artışın en büyük nedenlerinden biri, Türkiye Kanser Enstitüsü ve KETEM gibi kurumların tarama programlarını artırması ve mamografinin yaygınlaşması.
Yani eskiden gizli kalan, geç fark edilen vakalar artık daha erken yakalanıyor.
Daha da önemlisi, ne biliyor musunuz?
Tedaviye yanıt oranları tarihin en yüksek seviyesinde.
Yani klişe değil, gerçek: Erken tanı hayat kurtarıyor!
Oransal karşılığını ise Tıbbi Onkolog Prof. Dr. Özlem Sönmezer anlattı:
"Meme kanserini erken fark ettiğimiz ve tedaviye erken başladığımız zaman, yüzde 95-100'e varan oranlarda tamamen tedavi sağlayabiliyoruz."
Ve önemli bir başka gerçek daha var.
"Sadece kadın hastalığı" algısı yerle bir oluyor.
Erkeklerde de meme kanseri görülüyor.
Üstelik meme dokusu daha az olduğu için hastalık, çevre dokulara daha erken yayılabiliyor.
Can sıkıcı bir başka gerçekle devam edelim.
Gençlerde Kanser Artıyor, Agresif İlerliyor
Başta da yazdım, Türkiye'de her yıl yaklaşık 27 bin kişiye meme kanseri teşhisi konuluyor.
Tanı anındaki hastaların yaklaşık %19'u 40 yaş ve altında.
Üstelik genç hastalarda tümörün hücre yapısı daha agresif olabiliyor.
Genel Cerrah Prof. Dr. Cihan Uras bu durumu şöyle açıklıyor:
"Burada çevresel faktörler başta olmak üzere birçok etken söz konusu. Doğumla ilgili faktörlerin de etkili olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle kadınların risklerinin değerlendirilmesini ve riskli olanların erken dönemde mutlaka tarama programlarına alınmasını öneriyoruz."
Peki, neden? Gelin, nedenlerine de değinelim…
Genetik %50, Sofra %50 Kanser Yapıyor
Beslenme biçimimizin ve yaşam tarzımızın bedelini ödüyoruz.
"Benim ailemde kanser yok, bana bir şey olmaz." diyerek sağlığını hoyratça harcayan binlerce kişi var.
Nasıl beslenmeli, nelerden kaçınmalı?
Hangi besinleri soframızdan eksik etmemeliyiz?
Cevapları, Onkoloji Diyetisyenliği Derneği Başkanı Doç. Dr. Dilşat Baş'tan aldım.
"Değiştirebileceğimiz yüzde 50'lik alan var. Bu gerçekten çok önemli. Öncelikle, sonuna "tea" eklenen yeni nesil şekerli içecekleri hemen bırakmalıyız. Bizim mis gibi ayranımız var. Az şekerli limonata, çay, kahve içsin gençler. Bir de 'fast- food'la aramıza toplumca mesafe koymalıyız. Ve alkol doğrudan kanserojen bir bileşiktir, asla tüketilmemeli."
"Karıştır Ye" Kansere Yakalan!
Mutfağa girmemesi gerekenlerle devam edelim.
Doç. Dr. Dilşat Baş:
"Sucuk, salam ve sosis gibi ürünleri zaten önermiyoruz. Cips, kraker, hazır kek ve nugget çok zararlı. Şimdi moda oldu: 'Karıştır, ye', 'Hemen hazırla' gibi yiyecekler. Yanına yaklaşılmaması gerekiyor."
Kaçınılması gerekenler böyle. Peki, ya yapılması gerekenler neler?
Doç. Dr. Baş:
"Sağlıklı ağırlığınızı koruyun. Fiziksel olarak aktif olun. Tam tahıllara ve kuru baklagillere günlük beslenmenizde yer verin. Kuru fasulye, nohut, mercimek sağlığımızı destekleyen, kültürümüzde de bulunan yiyecekler. Bulgur da öyle. Sebze konusu çok kritik. Her öğünü sebzeyle desteklemek çok önemli. Yeterince meyve tüketin."
Yani tencere yemeği, sebze ve meyve dostumuz.
Meme Kanserinde Yeni Yaklaşım: Kişiye Özel Tedavi
Evet, nedenleri, nasıl korunmak gerektiğini okudunuz.
Şimdi sıra yeni yaklaşımlarda, değişen dönüşen tedavi yöntemlerimde...
Bilim dünyası mesaide.
Kanser endüstrisinde artık "herkese standart ağır kemoterapi" devri kapanıyor.
Kişiye özel, nokta atışı tedaviler ve operasyonlar devrede.
Detayları Prof. Dr. Cihan Uras anlattı.
"Hastaya gerektiği kadar tedavi ve müdahale devrindeyiz. Önemli bir gelişme şu oldu: Memeyi almamız gerektiğinde endoskopik ve robotik cerrahi uygulayabiliyoruz. Eskiden büyük kesilerle yapılan bu ameliyatları bugün 3 santimetrelik kesi aracılığıyla gerçekleştirebiliyoruz. Koltuk altından örnek bir lenf bezi almamız gerektiğinde ikinci bir işleme gerek kalmıyor."
Yani dokular daha az hasar görüyor.
Prof. Dr. Cihan Uras:
"Bu yöntemlerle daha az kanama olmasını, dokuların daha düzgün ve doğru biçimde ayrılmasını sağlayabiliyoruz. Hastaların ameliyat sonrasında daha az ağrı duyması gibi avantajlar da söz konusu. Bu, meme kanseri cerrahisindeki önemli bir gelişme."
Peki, merakla beklenen çalışma: Kemoterapisiz iyileşmek mümkün mü?
Cevabı Tıbbi Onkolog Prof. Dr. Yeşim Eralp verdi.
"Prosigna (uzak metastaz riskini tahmin eden moleküler test) Türkiye'de yapılıyor ve hastalarımızda kullanabiliyoruz. Çok ciddi, kişiselleştirilmiş tedavinin bir parçası oldu bu. Görüldü ki Prosigna testiyle belirlenen düşük riskli gruptakilerde kemoterapinin katkısı %1–1,5 civarında. Çalışma, çok ileri düzeyde hastalığı olan ve ameliyat edilmiş hastalarda da kemoterapiye gerek olmayabileceğinigösterdi. Elbette bu, 4 yıldır yapılan bir araştırma; tüm hastalara uygulanması için biraz daha olgunlaşması gerekiyor. Umut var yani, her zaman var."
Hafta sonu, çok önemli ve bir o kadar da kendimi dinlememi sağlayan bir konferansa katıldım.
Breastabul, ülkemizde uluslararası çapta düzenlenen ilk ve tek bilimsel meme konferansı…
62 ülkeden katılım gerçekleşti.
Savaşıp kazananlar da, kanseri yenenler de oradaydı.
Onlar da bir önemli bir noktaya dikkat çekti:
Ruh İyileşmeden Beden Ayağa Kalkabilir mi?
Kanser, sadece cerrahiyle memeyi kesip atmak ya da kemoterapiyle hücreleri öldürmekle bitmiyor.
İşin çok ağır bir psikolojik faturası var.
Meme; annelik, beden algısı ve kadınlık sembolü… Dökülen saçlar…
Hastayı ağır bir yas sürecine, anksiyeteye ve depresyona sürükleyebiliyor.
Ruh iyileşmeden beden ayağa kalkabilir mi?
Terapiler, aile desteği ve hayattan tat alabilmek de birer ilaç…
Bir de sanat…
Sanatın iyileştirici gücü yüzyıllardır biliniyor.
Müziğin, sözün büyüsünün şifa olduğunu, olabildiğini hepimiz biliyoruz.
Tam da bu nedenle tiyatro, bu kez Breastanbul sahnesine taşındı.
Oyuncu Özlem Tokaslan'ın yazdığı, yönettiği ve sahnelediği Dantel'i izledim.
Şahane bir müzikli meddah oyunuydu.
Bir kadının en çıplak hâli sahnedeydi.
Hayatı boyunca ilmek ilmek ördüğü insan ilişkileri, kırılmaları, dönüşümler, çare ve çaresizlik…
Yani hayatın ta kendisiydi.
Günün sonunda şuraya geliyoruz:
Meme kanseri artık çaresizliğin, karanlık bir sonun ya da korkulacak bir tabunun adı değil.
Doğru strateji, erken farkındalık ve inançla, zafere giden bir mücadeleye dönüşüyor.
Artık herkes biliyor, KETEM'de taramalar ücretsiz.
Randevularımızı ertelemeyelim.
Geç kalmaktan korkalım!
Kaynak: Nefes